Eyüp Genç Akademi tarafından Kara Süleyman Tekkesi’nde düzenlenen Tarihi Yeniden Düşünmek adlı program Prof. Dr. Mahfuz Söylemez’in ‘İslam Tarih Düşüncesi ve Tarih Yazıcılığı’ sunumu ile devam ediyor.

Kent Tarihçiliği, Kurumlar Tarihi ve Cahiliye Dönemi alanında araştırma ve incelemeleriyle tanınan Prof. Dr. Mahfuz Söylemez, İslam Tarihinde ilk olarak tarihlendirmenin Hz. Ömer döneminde hadis rivayetlerinin sıhhati amacıyla başladığını hatırlatarak, bugünkü anlamda kullanımının ise Ceberti (Abdurrahman b. Hasan) tarafından yapıldığını belirtti. Mahfuz Söylemez, Hristiyan Avrupa kültürüne göre tarihin bir tesadüf ve ilah olarak kabul edilen İsa’nın kendi açtığı bir alandan ibaret olduğunu, İslam Tarihinde ise Kuran’da geçen Allah’ın meleklerle konuşma esnasında “Yeryüzünde bir halife yaratacağım” cümlesiyle başladığını söyledi.

İnsan tarihin kenarında değil içindedir

Söylemez, “Modern tarihçilere göre tarih, vesikanın bulunduğu yerde başlar fakat bu alanda uğraşanlar bilir ki geçmiş dönemlerde öngörü sunduğu için tarih ilminin hükümdar, sultan, kral ve yöneticiler tarafından özel olarak öğrenilen bir ilim dalıdır. Taberi, İbn-i Haldun, İbn-i Kesir, İbn Funduk (Beyhaki) gibi önemli şahsiyetler Bedir savaşını anlayabilmek için Hz. Peygamber’in hicretini, hicreti kavrayabilmek için Mekke’de yaşananları, Mekke’de yaşananları anlayabilmek için vahyin nüzulünü, vahyin anlaşılması için ise cahiliye dönemini anlamak gerektiğini söyler. Çünkü eğer bir halka atlanırsa boşluk oluşur. Bu bağlamda onlar tarihi, halkalarla birbirine bağlı olarak ilerleyen ilişkiler yumağı olarak görür. Onlar için münzevi bir yaşam sürmüş insan tarihin konusu olamaz. İnsan tarihin kenarında değil içindedir. Kuranı vesika alarak her metni tenkide tabi tutmuşlardır. Çünkü birden fazla aklı kullanabilen tek alan tarihtir” dedi.

Tarihçi doğru sözlü ve adaletli olmalıdır

Mahfuz Söylemez, İbn Funduk’a göre her tarihçinin olaylara kendi ürettiği yerden baktığını, İbn-i Haldun’un ise bu tarz tarihçileri hikaye yazarı olarak tanımladığını ifade etti. Tarihin siyaset ve ekonomi ile iç içe olduğunu belirten Söylemez konuşmasını şöyle sürdürdü: “Başka bir açıdan baktığımızda hayatımız tarihle şekilleniyor. Yarınlarımızı, dünden edindiğimiz tecrübeler ve başkalarının deneyimleriyle oluşturuyoruz. İslam Tarihçileri tarafsızlık ilkesi açısından empiristler (bilginin kaynağını deney olduğunu savunan felsefe akımı) gibi değildir. Tarihi bir yöne çekip oraya hapsetmez fakat kendi birikimlerini okuyucuya belirterek aktarmaktan da çekinmez. Hiçbir tarih metni öznel bir veri üretmez. Ona sadece bir metin olarak bakmalıyız. İslam Tarihindeki ideolojik tarihsel verilerin başka bir İslam Tarihçisi tarafından eleştirilmesi durumuyla çokça karşılaştık. Bu bize tarihçinin doğru sözlü olması ilkesini gösteriyor. Yeni dönem tarihçilerimizin bir kısmı çalışma yaptığı alanın ve kültürün dilini bilmiyor. Bildikleri başka bir dil ile bağlantı kurarak üretim yapıyorlar fakat bu sefer de zamandan çalmış oluyorlar. Dil öğrenmek şarttır.”