Eyüp Belediyesi Caferpaşa Kültür Sanat Merkezi’nde bu hafta Osmanlıca ve Türk Dili’nin tarih serüveni mercek altına alındı.

Prof. Dr. Tayfur Eroğlu ve Doç. Dr. Bülent Arı’nın konuşmacı olarak katıldığı söyleşide, Osmanlıca’nın yazışma ve konuşma dili arasındaki farklarına değinilerek, okullarda verilecek derslerin sadece pratik konuşma üzerine olacağı vurgulandı. Prof. Tayfur Eroğlu kullandığımız güncel dilin Türkçe değil, Latin alfabesi olduğunu belirterek
şunları söyledi:

“Osmanlı alfabesinde Arapça ve Farsça’dan başka Orta Asya’dan gelen 1000 yıl önce kullanılmış kelimeler var. Bu dil Türklerin Elifbasıdır. Osmanlıca’nın saray ve medrese formu yüksek Türkçe, sokak formu ise öz Türkçedir. Dünya sahnesinde var olabilmek ancak dil ile gerçekleşiyor. Dilimiz kalemizdir. İnançları bile muhafaza eden bir gücü vardır. Fakat araştırdığımız zaman çeşitli kaynaklardan görüyoruz ki bizdeki harf devrimiyle kültürümüzün değişimi amaçlanmış. Değişime uğrayan kültürümüzü yerine koymak için Osmanlıca’ya ihtiyacımız var. Tarihi kendi şartlarına göre değerlendirdiğimizde karşımıza çıkan tablo çok ilginç. Harf inkılabı dönemine gelmeden 1930’lu yıllara baktığımızda Arap yarımadası hariç Orta Asya ve çevremizdeki diğer bölgelerin çoğu Latin alfabesini zorla ya da isteyerek bir şekilde kabul edip kullanmaya başlamış. Dolayısıyla biz bu bölgede yalnızlığa terk edilip Latin alfabesini kullanmaya mecbur bırakılmışız…”

Söyleşinin ikinci bölümünde, Osmanlıca tarih, sanat ve bilgi alanında milyonlarca eserin ve yazışmaların gün yüzüne çıkmak için beklediğini söyleyen Bülent Arı, köylerde kullanılan öz Türkçe’nin kaybedildiğini ifade etti. Bülent Arı “Yeni neslimiz Türkçeyi bilmiyor ve yabancı dil öğrenmenin kendi dilini anlamaya yardımcı olduğunu hatırlamak istemiyor. Aynı kültür ya da benzer kültürü yaşayan coğrafya insanları birbirlerinin dillerini daha kolay öğreniyorlar. Osmanlıca zor diyenler bunu meslek edinip üzerinden geçinenlerdir. Cumhuriyetin ilk yıllarında Latin alfabesini bilenlerin ana dili Osmanlıcaydı. O neslin tamamı tarih sahnesinden göçtüğü zaman ancak 1960’lı yıllarda neler kaybettiğimizi anlamaya başladık” dedi.