Caferpaşa Kültür ve Sanat Merkezi’nde edebiyat dünyamızın önemli isimlerinden Üstad Sezai Karakoç’un “Yitik Cennet” kitabı değerlendirildi. Asım Gültekin ve Mustafa Nezihi Pesen eşliğinde gerçekleşen değerlendirmede bir edebi metin olmanın ötesine geçerek düşünce klasiklerimizden biri haline gelen “Yitik Cennet” kitabının okuması yapıldı.

Dinleyicilerin büyük ilgi gösterdiği kitap değerlendirmesinde peygamberlerin hayatını anlatan Yitik Cennet’in felsefe ve düşünce dünyasındaki konumu irdelenirken tefsirden tarihe, sosyolojiden bilime kadar uzanan serüveni mercek altına alındı. Sezai Karakoç’un geleneği güncelleyerek İslam düşüncesi ve Batı’nın fikir ve sanat dünyasını incelemedeki üslubuyla özgün bir dil kurmayı başaran nadir isimlerden biri olduğunu söyleyen Asım Gültekin, Üstad’ın bir inşa faliyeti yürüttüğünü söyledi. Gültekin “Üstad ön plana çıkan en bariz tarafı Batı’nın düşünce ve sanat dünyasını incelerken İslam Felsefesindeki kendimize ait kavramları tekrar gün yüzüne çıkarmasıdır. Batıyı incelerken onu ne savunuyor ne de yüceltiyor. Olumlu taraflarını takdir ederken yanlış taraflarını eleştiriyor. Entelektüel camiadaki bazı yazarların yaptığı gibi batı felsefesi ve sanatını anlatırken okunmamak kaygısı güderek kendi düşüncesini ikinci plana atmıyor. Cesur ve kararlı bir çizgide yürüyor. Eğitim sistemimizin müfredatındaki kavramlara doğru bir yaklaşım sergilenmek isteniyorsa mutlaka Sezai Karakoç külliyatından örnekler alınması gerekir” dedi.

Sesleri Kendi Süzgecimizden Geçirmiyoruz

Yitik Cennet’in aslında bizim hikayemiz olduğunu belirten Mustafa Nezihi Pesen, Hz. Adem şeytan, insan ve cennet kavramlarının Sezai Karakoç’un kaleminden günümüz dünyasında nasıl algılanması gerektiğini anlattı. Karakoç’un peygamberlerin hayatını salt bir hikaye olmaktan çıkartıp güzellikleri ve inceliklerini sade bir dille betimlediğini ifade eden Mustafa Nezihi Pesen şöyle konuştu: “Karakoç sorunların çoğunu hep dışarıdan gelen etkilerden değil aksine kendi enerjimizden ve sahip olduğumuz medeniyet hazinesini kullanamadığımızdan kaynaklandığını vurgular. Buna en güzel örneği de entelijansiyamızın batıdan gelen seslere kulağını açarak kendi iç seslerini ötelemesi olarak verir. Sese kulak vermekle yetinenlerin onun etkisiyle hareket edeceğini, sesleri kendi süzgecinden geçirenlerinse kimlik sorunu yaşamadan üretkenliklerinin artacağını söyler… ”