Söylediği ilahilerle tanınan, Türk Müziğinin günümüzdeki önemli isimlerinden biri olan Amir Ateş, Kübra ve Büşra Sönmezışık kardeşlerin hazırladığı “İkiz Aynası” adlı programla Caferpaşa Kültür ve Sanat Merkezi’nin konuğu oldu.

Hatıralarını ve sanat hayatının önemli evrelerini anlatan yaklaşık iki bin bestenin sahibi olan Amir Ateş, Kübra ve Büşra Sönmezışık kardeşlerin sorularını cevapladı. Babasının ilim ehli olmasının kendi üzerinde ödenmeyecek bir emek olduğunu belirten Amir Ateş, konuşmasına 1972 yılında yaptığı ilk bestenin hikayesiyle başladı.
Musikiye, Devlet Konservatuarı kurucularından olan ve Klasik Türk Müziği sanatçılarından Alaettin Yavaşça’nın radyoda dinlediği müziklerinden sonra, çevresinin teşvikiyle insanlara sesini duyurmaya karar vererek başlayan Amir Ateş, yaptığı ilahi bestelerinin üretkenliği ve motivasyonu artırdığını söyledi. Ateş “Musiki bir ilimdir. İlimse sonsuzluğu ifade eder. Bu sebeple musikide tekrardan kaçınarak derinleşmeliyiz ve farklılaşmayı yabancılaşma gibi görmemeliyiz. Bir bestekarın başarısı güftenin içinde barındırdığı hayatı yaşaması, eğer yaşayamıyorsa onu iyi analiz etmesiyle orantılıdır. Ben okunması zor bazı besteleri seslendirdiğim zamanlarda sanatçı arkadaşlarım bana o eseri çok duygulu, hatasız ve güzel okuduğumu söylerlerdi. Aradan belirli bir vakit geçtikten sonra aynı eserleri ben onların sesinden dinlediğimde hem o sanatçı arkadaşlarımın sesinde başka bir güzellik bulurdum hem de bazı hatalarımın farkına varırdım. Bu farkındalık bana musikinin sürekli eğitim isteyen bir alan olduğunu öğretti” dedi.
Konuşmasının sonlarına doğru Saffet Arıkan Bedük’ün şiirine yaptığı muhayyer kürdi makamındaki son bestesini okuyan Amir Ateş, aruz tarzında yazılan şiirlerin beste usulüne daha uygun olduğunu vurguladı.