Caferpaşa Kültür ve Sanat Merkezi alanında tecrübeli ve yetkin isimlerle Eyüplüleri buluşturmaya devam ediyor. Her ay bir başka konu üzerinde yoğunlaşan merkez, Mart ayı etkinlikleri kapsamında “Belgesel ve Kamera Ahlakı” konusunu mercek altına aldı.

Cihan Aktaş ve Suat Koçer’in konukları belgesel yapımcısı Akif Emre’ydi. Aktaş ve Koçer’in sorularını yanıtlayan Akif Emre, çocukluğunda haritaları çok sevdiğini, belgeseller yapmasının alt yapısında keşif merakı olduğunu iade etti.

Türkiye’deki belgesellerin yavaş yavaş kaliteyi yakaladığını belirten Akif Emre, bu iş için teşvik ve desteklerin çoğalması gerektiğini vurguladı. Osmanlı Şehirleri belgeseli üzerinden anlatım yapan Akif Emre “Her belgeselin anlatılmayan özel bir hikayesi vardır. Yapım sürecinde yaşanılan olaylar insana çok şey öğretiyor. Ben o zamanlar İspanya’da İslam kültürüyle yaşayan ama yaşadığı şeyin ne olduğunu bilmeyen insanlara denk gelmiştim. Belgesellerin aldatıcı bir tarafı da var. Özelikle de gerçeklik kavramından yola çıkılan belgesellerde yönlendirilmeli bir bakış açısı verilebiliyor” dedi.

“İnsanlar Kameranın Cazibesine Dayanamıyor”

Kendi yaptığı belgesellerin yapım sürecini anlatan Akif Emre, teknik konulara değinerek son zamanlardaki belgesel yapımlarını eleştirdi. Emre konuşmasını şöyle sürdürdü: “Bu dalda salt estetik kaygıyla işe başlayanlar ahlaki boyutu kaybediyor. Zaten insanların çoğu kamerayı görünce cazibesine dayanamayarak herhangi bir şeklide konunun içine girmeye çalışıyorlar. Burada asıl mesele kameranın arkasındakine güvenebilmektir. Gazetelerin 3.sayfa haberleri gibi konu işlemek meşru bir durum haline geldi. İyi bir yapım ve ahlak boyutunu göz ardı etmemek için seküler anlayışla yapılanlar hariç ideoloji sahibi olanların, hümanistlerin ve İslam kimliği taşıyanların buluşabildiği ortak noktaların olması bir avantajdır. Toplumsal olarak hafızamızda belgesellerin yeri büyük bir önem arzediyor…”